Menu
RSS
Antalya İYİ Parti Milletvekili Hasan Subaşı; Tek Adam Rejiminin Adı Diktatörlük

Antalya İYİ Parti Milletvekili Hasan Subaşı; Tek A…

İYİ Parti Antalya Milletvekili...

Antalya'da Alacasu Koyu Eylemi

Antalya'da Alacasu Koyu Eylemi

Antalya’nın Kemer ilçesindeki ...

Antalya’da Vaka Sayılarında Bir Ayda Yüzde 100'lük Artış

Antalya’da Vaka Sayılarında Bir Ayda Yüzde 100'lük…

Antalya’da 100 bin kişide görü...

235 Otel İcralık Oldu

235 Otel İcralık Oldu

Pandemi öncesi bankalar alacak...

Prev Next

Antalya Kadın Platformu: İstanbul Sözleşmesi’nden Vazgeçmiyoruz

Antalya Kadın Platformu: İstanbul Sözleşmesi’nden Vazgeçmiyoruz

Ülke çapında kadın örgütleri alanlara çıkarak İstanbul Sözleşmesi için eylem yaptılar. Antalya’da da Antalya Kadın Platformu’na üye 19 örgüt temsilci ve üyeleri Konyaaltı Beach Park’ta toplanarak İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmeyeceklerini haykırdılar.

Platform üyeleri sık sık “Susma Ses Ver, Kadına Şiddete Son ver”, Kararı Geri Çek Sözleşmeyi Uygula” sloganları attılar. Parkta bulunan ağaca da dileklerini asan kadınların eylemi olaysız sonlandı.

Antalya Kadın Platformu tarafından düzenlenen İstanbul Sözleşmesi’nden Vazgeçmiyyoruz eyleminde basın açıklamasını okuyan Oya Özbayoğlu, “

“Bugün burada İstanbul Sözleşmesi'nden neden vazgeçmediğimizi, İstanbul Sözleşmesi'nde neden inat ettiğimizi, neden "İstanbul Sözleşmesi Yaşatır" diye haykırdığımızı sizlere anlatacağız.

Çünkü İstanbul Sözleşmesi'nin uygulanmadığı her gün, evet her gün, en az bir kadın şiddete maruz kalıyor veya can veriyor. Çok geriye gitmeye gerek yok. Ülkemizde 2019 yılında 422,

2020 yılında 409 ve 2021 yılında sadece bugüne kadar 176 kadın hayatını kaybetti. Yine ülkemizde 15 yaşından büyük yaklaşık her 3 kadından l'i yaşamının herhangi bir döneminde fiziksel ve cinsel şiddetin birine ya da her ikisine maruz kalıyor.

Sadece kadınlar değil elbette şiddete maruz kalan, aile içi şiddetin odağındaki çocuklar ve toplumun görmezden gelmeyi seçtiği LGBT+ lan da bu artan şiddetin mağdurları..

İşte biz, bu mağduriyetlerin önlenmesi, gerekli tedbirlerin alınması, haksızlıkların önüne geçilmesi, yani kısaca İstanbul Sözleşmesi'nden ayrılma karanının geri çekilmesi için bugün burada hep birlikte ses veriyoruz,

sessizliğe itiraz ediyoruz, direnmekte inat ediyoruz.

2011'de imzalanıp onaylanan İstanbul Sözleşmesi'nden bir gece yarısı yayınlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle ayrıldı Türkiye. Özetle gerekçe olarak da sözleşmenin milli ve manevi değerler ile

Türk aile yapısında oluşturduğu rahatsızlık ve sözleşmenin toplum değerleri ile bağdaşmayan kısımları olduğu söylendi. Bunu söyleyen iktidar ve birtakım çıkar ortaklarınınsa yıllardır toplumun değerlerine verdiği zarar apaçık ortada..

Ayrıştırıcı bir dille komşuyu komşuya düşman eden, erkek egemenliğini ve hatta şiddetini yücelten, kadını, LBGT+ lan sosyal hayatta yok sayan, ötekileştiren, fakirleştiren,

kolay ve meşru olmayan yollardan zenginliği, yolsuzluğu, talanı, yalanı öven, emeğin düşmanı, sermayenin ortağı, mafya ve çetelerin dostu, hak, hukuk, adalet, iyi ve doğru ne varsa yok sayan,

maddi ve manevi tüm değerleri istismar eden ve bunlar gibi onlarca sebeple hiçbir yönden toplumun ve bireylerin değerlerine olumlu yönde katkı sağlamayan bir iktidar, kötülüğün organize olmuş hali söylüyor bunu..

Haberin Videosu:

Tüm değerleri ayaklar altına alan bu iktidar, bir gecede, ansızın, yaptım- oldu-bitti kararıyla bizi değersizleştiriyor, haklarımızı ve yaşamlarımızı tehlikeye atıyor. Ama biz bu kararı yok sayıyor, haklarımızda ve yaşamamızda inat ediyoruz.

Oysa İstanbul Sözleşmesi kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadeleye dair uluslararası bir sözleşmedir. İktidar ve birtakım çıkar ortaklarının bahsettiği şekilde toplumsal değerler ile

geleneksel aile yapısına karşı olduğu ise tamamen bir yalan ve algı yönetimidir. Aile içi tacizi, tecavüzü, şiddeti meşru ve hak gören, kadının yerinin kocası ve evi olduğunu düşünen, kadının bir birey olmasını engelleyip,

kendisine mahkûm etmek isteyen, LBGT+ lan temelsiz değerlerine tehdit olarak gören, özgüvensiz, cahil, birtakım gericilerin çarpıtmasından başka bir şey değildir. Aksine İstanbul Sözleşmesi daha güzel,

huzurlu ve yaşanabilir bir toplum için hazırlanmıştır. Bu sözleşmenin ana maksatları ise özetle şunlardır:

Kadınları her türlü şiddete karşı korumak ve kadına karşı şiddeti ve aile içi şiddeti önlemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırmak;

Kadına karşı her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmak ve kadınları güçlendirmek de dahil olmak üzere, kadınlarla erkekler arasında önemli ölçüde eşitliği yaygınlaştırmak;

Kadına karşı şiddet ve aile içi şiddetin tüm mağdurlarının korunması ve bunlara yardım edilmesi için kapsamlı bir çerçeve, politika ve tedbirler tasarlamak;

Kadına karşı şiddeti ve aile içi şiddeti ortadan kaldırma amacıyla uluslararası işbirliğini yaygınlaştırmak;

Kadına karşı şiddet ve aile içi şiddetin ortadan kaldırılması için bütüncül bir yaklaşımın benimsenmesi maksadıyla kuruluşların ve kolluk kuvvetleri birimlerinin birbiriyle etkili bir biçimde işbirliği yapmalarına destek ve yardım sağlamak.

Yani İstanbul Sözleşmesi'nin amacı aslında şudur: Kadınları ve LGBT+ lan her türlü şiddete, ayrımcılığa, eşitsizliğe karşı korumak, yardım etmek, önleyici tedbirleri almak, toplumu bilinçlendirip eğiterek şiddeti,

eşitsizliği, ayrımcılığı azaltarak ortadan kaldırmak; bunu da hukuk kuralları ile güvence altına almak.. İşte bizden alınmak istenen budur. Bizden alınmak istenen şiddetsiz, özgür, eşit yaşam hakkıdır.

İstanbul Sözleşmesi sadece bir kadın sözleşmesinden çok daha fazlasıdır. Temel amaçlarından biri cinsiyet eşitliğinin sağlanmasıdır. Erkek egemen toplumda kadınlar gibi LGBT+ ların da eşit haklara sahip olmasını,

korunmasını, topluma kazandırılmasını, toplumun eğitilmesini amaçlar. Çünkü bu ülkede LGBT+ olmak, toplumun biçtiği kılıflar dışında yaşayan bir kadın olmak, katillere "ceza indirimi" olarak dönmektedir.

Yakılarak öldürülmeden önce "Kimse sesimizi duymuyor" diyen trans kadın Hande Kader'in sesi olmayı amaçlar İstanbul Sözleşmesi. Başka Hande Kaderler yakılmasın, yakanlar en ağır cezaları alsın diye uygulanmalıdır İstanbul Sözleşmesi.

Bu tip şiddete ve cinayetlere göz yuman, teşvik eden, görmezden gelen, hafifleten her türlü toplumsal ve siyasi oluşumun karşısındadır İstanbul Sözleşmesi.

İstanbul Sözleşmesini eleştirip kaldırılmasını isteyen herkes kadın cinayetlerine giden yola taş döşüyor demektir. Bu sözleşmenin varlığından rahatsız olan herkes kadın cinayetlerinde katilden yana taraf olmaktadır.

Bugün tarafımızı seçmek ve yaşamak istiyoruz deme günüdür” dedi.

Özbayoğlu açıklamasında şunları söyledi:

“Annesi gözleri önünde haykırarak can veren, anne lütfen ölme diye yalvaran Emine Bulut'un kızı olmak istemiyoruz. Bir varilin içinde yakılarak bedeni tanınmaz hale gelen

Pınar Gültekin veya evine gitmek için minibüse binen ama asla inemeyen Özgecan Aslan olmak istemiyoruz. Patronunun vahşice planladığı taciz ve tecavüzüne maruz kalarak bir binanin 20. katından atılan Şule Çet

veya trans kadın olarak alınacak tek bir nefesi bile kendinde hak göremeyerek köprüden atlayan Eylül Cansın olmak istemiyoruz. Katillerinin hala ellerini kollarını sallayarak aramızda dolaştığı Nadira Kadirova,

Yeldana Kabarman, ipek Er, Gülistan Doku, Rabia Naz olmak istemiyoruz”.

yukarı çık
0
Paylaşım